AZDAVAY
Doğa güzelliği ile KASTAMONU ilinin bir ilçesidir. Ender bulunan doğal güzelliklerden bazılarını aşağıda tanıtmaya çalıştık.
AKÇASU
Azdavay Cide yolu üzerinde ilçeye 10 km. uzaklıktadır. Ormanlık bir alanın içinde olması nedeniyle yaz aylarında halkın dinlenmek ve piknik yapmak için akın ettiği mesire yeridir. Vali Tevfik Sırrıgür Çeşmesi olan bu yerde buz gibi bir su sizi beklemektedir. Belediye tarafından yapılan piknik masları ve ormanlık bir alanın içinde olması nedeniyle yaz aylarında halkın dinlenmek ve piknik yapmak için akın ettiği mesire yeridir.
SUĞLA
Azdavay-Pınarbaşı karayolu üzerindedir. İlçeye 12 km. uzaklıktadır. Özelliği geniş çimenlik yeşil bir sahaya sahip olmasıdır. Azdavay Belediyesi, Ankara ve İstanbul dernekleri organizesiyle başlatılan ve geleneksel hale getirilen bu yerde gurbetçilerle yörede yaşayan 3. kuşak hemşerilerin tanışması, tanıması ve anılarını tazelemesi, yaşama olanağı bulduğu Suğla Yayla Şenlikleri her sene Temmuz ayının ilk Cumartesi ve Pazar günü yapılmaktadır. Azdavay, Pınarbaşı, Daday, Eflani, Şenpazar ve Ağlı ilçelerinin büyük bir kesiminin buluştuğu yer ve yapıya sahip olmaktadır.
ÇATAK KANYONU
İlçenin en önemli turizm değerlerinden olan Çatak Kanyonu merkeze 7 km. uzaklıkta olup 6 km.si araç ile 1 km.si dağ içindeki yürüyüş parkurundan, 900 m. Yüksekliğe sahip gözetleme noktasına ulaşılmaktadır. Dünyanın 4. büyük kanyonu olması özelliğine sahip Çatak Kanyonu cazibesi, vahşiliği, gizemli görüşüyle içinde geçilebilir 7 km. alanı ve yüzerek veya bot ile geçilebilmektedir. Macera turizmi için elverişli bir mekan olmaktadır. Gözetleme noktasından kilometrelerce kanyon uzantısını seyretmek ayrı bir keyiftir.
Kanyon, Çatak köprüsünün 1-2 km. aşağısında başlayıp Tüsköy e kadar kesintisiz devam etmektedir, burada bir açıklık mevcuttur. Tüsköy den kanyon tekrardan başlayıp İnönün e kadar kesintisiz devam etmektedir. İçerisinde tabiattan harika görüntüler saklamaktadır. Geçilmesi çok zor olmamakla birlikte teçhizatsız denenmemelidir.
VALLA KANYONU
Kastamonu nun Pınarbaşı İlçesi Muratbaşı köyü sınırları içerisinde bulunan Valla Kanyonu nun ilçeye uzaklığı 26 km. dir. Muratbaşı Valla mahallesine kadar stabilize, kanyona kadar olan 1,5 km. lik kısmı ise orman içi patika yoldur. Valla Kanyonu, Devrekani Çayı ile Kanlıçay ın birleştiği bölgeden başlamakta olup, Cide ilçesi istikametinde 12 km. uzunluğunda, yan duvar kayaların yüksekliği yer yer 800-1200 m. ulaşan, girişi son derece zor olan ve Muratbaşıköyü Valla mahallesinin altından orman içi 1,5 km. lik yolculuktan sonra bu iki çayın birleştiği yerden seyredilebilmektedir. Bu kanyonda bulunan sarp kayalıklar kartal, akbaba, atmaca, doğan ve diğer tüm yabani av hayvanlarını bünyesinde barındırmaktadır.
Valla Kanyonu 1994 yılında İstanbul Teknik Üniversitesi'nden gelen 4 öğrencinin burada kaybolup, 14 gün sonra Cide ilçesinden çıkmaları ve burasını Vahşi Cennet olarak tanımlamaları ile basında yer almış, doğa severlerin ziyaret yeri haline gelmiştir. Kanyonun techizatsız geçilmesi mümkün değildir.
Kanyon girişine yakın olan Bakacak kayasının üzerine çıktığınızda. Bir yanda Pınarbaşı ve Azdavay'dan gelen Devrekani çayı, bir yanda da Kanlı çay akmaktadır. Kavuştukları noktadan ise sola dönüp derin kayaların arasından kıvrılarak Cide'ye doğru yol almaktadır.
ILGARİNİ MAĞARASI
Pınarbaşı ilçemizde Dünyanın 4. Büyüklükteki mağarası olan Ilgarini Mağarası bulunmaktadır. Denizden 1250 m. yüksekliktedir. Mağaranın oluşumu 3. ve 4. zamanda 160-220 milyon yılda oluşmuştur. Ilgarini mağarası 858 m. uzunluğu ile dünyanın dördüncü büyük mağarasıdır. Mağaranın derinliği 250 m. dir. Mağara içerisindeki mevcut sarkıt ve dikitler bir milyon yıllıktır.
Mağranın içerisinde kalıntı ve buluntulardan mağaranın hem yerleşim alanı, hemde dini mekan olarak kullanıldığını, yapı tekniği, malzeme özelliği ve yapı şekilleriyle genç Roma ve erken Bizans devrine ait olduğu söylenebilir. Mağara içine girildiğinde hemen giriş bölümündeki yapı kalıntılarından bu kısmın iskan yeri olarak kullanıldığı mağaranın girişten itibaren iki kola ayrıldığı görülmekte bir bölünde sarkıt ve dikitler bulunmaktadır. Diğer bölümde ise eğilimi %30 bir yoldan zigzag çizilerek kenarları kuru taş duvarlarla üçgen şeklinde örülmüş istinad duvarları ile çevrili 1 metre genişliğindeki 33 kavisten oluşan yolla yaklaşık 100 m. gidilerek ikinci bir düzlük alana inilmektedir. Bu düzlüğün sonunda istikametleri doğu-batı doğrultusunda uzanan kaya içinde iki katlı olarak oyulmuş ve içerleri sıvanmış, mağara zemininden sonra çatma dam şeklinde ardıç ağaçlarından yapılmış kat ile içindeki ardıç ağacından yapılmış lahitler bulunmaktadır. Ancak lahitler açılarak dağıtılmış ve etrafta iskelet parçaları görülmektedir. Yine bu alanda mezarların önündeki düz alanda yonca planlı bir klise şapeli bulunmaktadır. Doğu girişi yıkılmıştır. Duvarları 2,5 m. yüksekliğinde olup çamur harçla örülmüştür. Mağaranın normal olarak gidilebilen uzunluğu yaklaşık 250 m. dir. Mağara bu özellikleriyle yoğun ziyaretçi akınına uğramaktadır.
MEDİL MAĞARASI
Medil Mağarası; Azdavay İlçe merkezine 6 km. olup, 5,5 km.si araçla, 5 m. si orman içi patika yoldan yaya yürüyüşü ile ulaşılmaktadır. Karakuşlu Köyü ne bağlı Ayvat Mahallesinde Medil ormanı içindedir. Pamukkale nin gün görmemiş yüzü olarak adlandırabileceğimiz Medil mağarası, M.Ö. dönemlerde bir sığınak veya ibadethane olarak kullanıldığı tahmin edilmektedir. Mağaranın doğusunda bina harabeleri görülmektedir. Bu bina moloz taşlardan yapılmıştır. Ayrıca mağara içerisindeki havanın astım hastalarının rahat bir nefes almasını sağladığı ve şifa verdiği bilinmektedir.
ILICA ŞELALESİ
Pınarbaşı Ilıca Köyü sınırları içerisinde bulunup, merkeze 12 km. uzaklıktadır. Ilıca Köyünden itibaren patika yoldan yaya yarım saat sürmektedir. Su, yaklaşık 10 m. yüksekten dökülmekte ve bu suyun döküldüğü yerde doğal olarak bir havuz oluşmuştur. Bu şelalenin en önemli özelliği de oluşan bu havuzun etrafının çok sayıda ağaç ve bitki örtüsü ile çevrili olmasıdır. Yine Şelalenin üst kısmından gidildiğinde yıllardır akan su ile kayaların aşınması sonucu kayalarda oluşan çukurluklar ve oyuklar ayrı güzellik katmaktadır. Yine aynı köy içerisinde Bizanslılardan kalma bir hamam mevcuttur. Hamam yontma taştan yapılmış kubbe şeklinde 2 m. genişliğinde 3.5 m. uzunluğunda 1.80 m. yüksekliğindedir. Hamamın yaz ve kış su ısısı 23 C dir. Yine hamamın yan duvarlarında insanların yıkanmaları için sabunluklar ve oymalar mevcuttur.
HORMA KANYONU
Küre Dağları Tabiat Parkı içerisinde yer alan Horma Kanyonu; Pınarbaşı İlçesinin Ilıca köyünde yer alıyor. Avrupanın en yaşlı ormanlarının arasında ve doğa harikası bir coğrafyada yer alan kanyon, akvaryumu andıran derin göllerden ve irili ufaklı şelalelerden oluşuyor. Çıkışında Ölüdeniz i andıran doğal havuzuyla Ilıca Şelalesi nin bulunduğu kanyon geçişi oldukça keyiflidir. Kaya blokların izin vermediği birkaç noktada yüzerek ilerlemek gerekiyor. Metrelerce derinlikteki suyun dibini görebileceğimiz kadar temiz olan dere bazı noktalarda su kemerini andıran kaya oluşumlarının arasından geçiyor. Bu noktalarda ya tırmanmak ya da suyla birlikte dar deliklerden kendimizi bırakmamız gerekiyor.
SARAY ŞELALESİ
Her tarafından tarih ve doğal güzellik fışkıran Kastamonu nun yeni bir doğal güzelliği daha keşfedildi. Azdavay ilçesinin Saray köyünde bulunan Başdeğirmen şelalesi ziyaretçilerini adeta mest ediyor. Yapılış tarihi bilinmemekle birlikte yaklaşık 4 asır öncesine dayandığı tahmin edilen Başdeğirmenler mevkiinde bulunan şelale, doğallığı, tabi güzelliği ve berrak suyuyla Kastamonu turizminin yeni değeri olma yolunda ilerliyor. İl Genel Meclis Üyesi olan Azdavay ın Saray Köyünden Niyazi Çakır ın gayretleriyle ortaya çıkarılan, araba yolu yapılan, çevre düzenlemesi gerçekleştirilen Başdeğirmen şelalesi şimdiden ziyaretçi çekmeye başladı. Bizanslılar döneminde kurulduğu bilinen Saray köyünde bundan 30-40 yıl öncesine kadar bir kilise ile bir manastırın duvarları ayaktaydı. Aynı zamanda bir kervansarayın da bulunduğu bilinen Saray köyü bu tarihi değerleri koruyamamasına rağmen, Başdeğirmen Şelalesi ne sahip çıkacağa benziyor.
Azdavay şehir merkezine yaklaşık 13 km. mesafede Saray Köyü nün batısında yer alan şelalenin düzeltilmiş toprak yolu, yapılan çevre düzenlemesiyle oluşturulan mesire alanı ile ziyaretçilerin zorlanmadan ulaşabilecekleri ve tabiatın eşsiz güzelliği eşliğinde doğanın musiki resitalini dinleyebilecekleri Başdeğirmen Şelalesi ni mutlaka görün!
ÇAL KANYONU
Kastamonu Azdavay ilçesi Gültepe köyü sınırları içersinde bulunan Çal Kanyonu, Azdavay a 25 km. Pınarbaşı na 17 km. mesafededir. Gültepe Köyü geriş mahallesine kadar araçla ulaşım sağlanabilir. Çal kanyonununu turizm döneminde özellikle yabancılar ziyaret etmektedir. Çal kanyonuna gidebilmek için değirmen başından aşağı 1,5 km. yürümek suretiyle kanyon girişi olan kaya boğazına ulaşılır. Kanyon içerisinde 3-4 m. şelaleler ve 30-35 m. uzunluğunda derin göller bulunmaktadır. Kanyonun 2. km. sinde (bu kısım Çatak kanyonunun devamıdır) Azdavay çayı ile bileşir. Kanyon içersinde mağaralar bulunmaktadır. 5. km. sinde Asar kayası altından çıkan Gicu suyu ile birleşir. Gicu suyu 30-35 derece sıcak havada dahi 2-3 derecedir. Gicu suyunu geçerek ada içersindeki muhteşem görünümü olan şimşir ve kavlan ağaçları arasındaki mağaraları geçerek İnönü konutlarına çıkılır.
ASAR KAYASI
Kastamonu Azdavay ilçesi Gültepe köyü sınırları içerisinde bulunan Asar kayası Azdavay a 25 km. Pınarbaşı na 17 km. dir. Gültepe köyü geriş mahallesine kadar araçla ulaşım sağlanabilir. Asar kayasını turizm döneminde özellikle yabancılar ziyaret etmektedir. Asar kayasının girişine kadar araba ile gidilebilir. Çal kanyonuna paraleldir. Asar kayasının zirvesine çıkmak için orman içerisinden yürüyerek patika yoldan gidilir. Asar kayası içerisinde mağaralar vardır. Asar kayasının zirvesinden her tarafı görmek mümkündür. Asar kayası içersinde su kayası, yel değirmeni, kerpiç tarlası gibi yerler mevcuttur.
740 YILLIK ANIT AĞAÇ
Azdavay ilçemize bağlı Hoca Köyünde tam 740 yıllık (Ankara Orman Bakanlığının gönderdiği heyet, ağaç dallarından numune alarak yaşını ölçmüştür.) çam ağacı vardır. Bu çam ağacı Kastamonu Valiliği tarafından koruma altına alındı ve ışıklandırma sistemi yapıldı. Yerli ve yabancı bir çok turist tarafından ziyaret edilmektedir. 740 yıllık çam ağacının gölgesinde piknik yapmak mümkündür, bunun için piknik masaları mevcuttur ve suya çok yakındır. Aynı zamanda bu çam ağacının bulunduğu yer çok geniş bir manzaraya sahiptir. 5 mahalle ve köy görünmektedir. Hoca köyü Azdavay a 26 km. uzaklıkta Ağlı ilçesine 7 km. uzaklıkta olup ulaşımı çok kolaydır.
KÜRE DAĞLARI MİLLİ PARKI
Coğrafi Konumu: Karadeniz Bölgesi Batı Karadeniz bölümünde Küre dağları yer almaktadır. Tamamen bir plato karakterindeki milli park doğu, batı doğrultusunda uzanır ve yakın çevresi için fiziksel ve sosyal anlamda bir eşik niteliğindedir. Bu nedenle milli parkın yer aldığı alan üzerinde hemen hemen hiçbir yerleşme birimi bulunmamakta, sosyal hayat milli parkın yakın çevresinde devam etmektedir. Milli parkın yakın çevresi tampon zon olarak tanımlanmış ve tampon zonu da içeren bölge planlama alanı olarak kabul edilmiştir. Planlama alanı 114787.5 ha.dır. Bu alanın 34018.75 ha. ise milli park olarak ayrılmıştır. Milli Park İlçemiz ile Bartın il sınırları içerisinde yer almaktadır. İdari olarak Milli Park çevresindeki ilçe merkezleri Azdavay, Pınarbaşı, Ulus, Kurucaşile, Amasra ve Cide´dir.
KÜRE DAĞLARI MİLLİ PARK´IN AYRILMA AMAÇLARI
1- Alanın doğal, kültürel ve estetik değerlerini korumak.
2- Alandaki dikkat çekici kaynak değerlerini yerli ve yabancı ziyaretçilere tanıtmak.
3- Alanını kaynak değerlerinin öneminin kavranması için topluma ve meslek kamuoyuna yönelik eğitim proğramları düzenlemek.
4- Geleneksel yaşam tarzını, giyim ve davranış biçimini, yapı tipini korumak ve bu değerlerin devamlılığı için gerekli önlemleri almak.
5- Bilimsel araştırmalar ve çevresel izlemeyi desteklemek.
6- Türk halkının çevre bilincinin yükseltilmesine katkı sağlamak.
Milli Park´ın yapısı itibariyle ilçemiz merkezine Milli Park bürosu kurulması öngörülmüştür. Kanyonlarımıza ulaşmak için Azdavay merkezine 5 km. mesafe olan çatak köprüsünden başlayarak kanyon başlangıcına kadar patika yollar düzenlenmesi, yönlendirme ve bilgilendirme levhaları konulması, tepe manzara ve seyir noktaları düzenlenmesi, rafting (su sporları) için rampa alanının düzenlenmesi, sportif olta balıkçılığı için çatak köprüsünden başlayarak kanyon başlangıcına kadar düzenlenmesi ve imkanlar yaratılması üzerine tasarılar yapılmaktadır.
Küre Küre Dağları Petrol Denizi Üzerinde.
Prof. Dr. Ahmet Maranki, Türkiye'nin adeta petrol denizi üzerinde yüzdüğünün görüldüğünü anlatıyor....
19/06/2009
Amerika"nın petrol tröstleri Hazar havzasında uydu vasıtasıyla petrol ararken, Küre dağlarında petrol görüntülerine rastlandı. Uydu fotoğraflarında görülse de petrol arama "hikayesi" karmaşık bir yumağa dönüşmüş durumda.
Pek çoğumuz sık sık işitiyoruz, "petrolümüz var da yabancı güçler çıkarmamıza izin vermiyor" diye. Aklı bütünüyle ve çok boyutlu kurcalayan bir iddia bu. Türkiye"de petrol olduğunu savunanlarla, olmadığını iddia edenlerin artık iyice "sulanan" müzmin çekişmesi süredursun, bu defa "petrol var"cıların savını uydularla destekleyen bir gelişme var. Son günlerde tartışmalı bir "petrol sahamız" daha oldu.
Kastamonu Küre dağlarının altında büyük hacimli petrol bulunduğu ortaya çıktı; en azından uydu fotoğrafları öyle diyor. Bu keşfi yapan, uydular aracılığıyla Hazar havzasında petrol arayan, Amerikan tröstü Amaco. Fotoğraflarda, Bartın"dan Tosya"ya kadar uzanan alanın zengin petrol yataklarına sahip olduğu görülüyor.
Aslında Küre dağlarında petrol bulunduğu iddiası ve arama çalışmaları yeni değil; 1950"li yıllarda Küre silsilesinin Ballıdağ mevkiinde Amerikalılar gelip arama yapmış. Tam 11 yerde kuyu açmış Amerikalılar ve ardından "bulunamadı" diye kuyuları mühürleyip gitmişler.
Uydu görüntülerinde petrol olduğu söylenen bölge Bartın, Daday, Hanönü, Azdavay, Ağlı, Tosya istikametinde uzanıyor. Özellikle Daday"ın Alipaşa köyü ile merkeze bağlı Karadere ve Boyalılar bölgeleri, petrol olduğu iddialarının yoğunlaştığı yerler.
Uydu resimleri nasıl bulundu?
1997 yılında çekilen uydu resimlerinin bizzat petrol tröstleri tarafından Türkiye"ye verilmediği, verilmek istenmeyeceği kesin gibi. Resimleri, biraz da rastlantı sonucunda Prof. Dr. Ahmet Maranki ele geçirmiş. Aslen Kastamonulu olan Maranki, görevli olarak bulunduğu Azerbaycan"da Amerikan uydularının çektiği resimlere bir Azeri bilimadamı arkadaşı vasıtasıyla ulaşmış. Azerbaycan"da 1997"de yapılan Uluslararası Enerji Kongresi"ni BM adına izleyen Maranki, basına kapalı toplantıda anlatılanlara ve gösterilen uydu resimlerine bakıldığında, Türkiye"nin adeta petrol denizi üzerinde yüzdüğünün görüldüğünü anlatıyor.
Maranki, memleketi Kastamonu"ya gidip araştırma yapınca ilginç gerçeklerle karşılaşmış:
"Bana yaşlı köylülerin anlattığına göre, 1950"lerde Amerikalıların açtığı kuyulardan sarı renkte bir şey fışkırmış. Sonra hemen kuyulara taş doldurup kapatmışlar. Bazı köylülere, 'siz petrol denizinin üzerinde yaşıyorsunuz?' demişler. Uyduların aramasında petrolün yanısıra bu bölgede Ilgaz dağlarında 1850 metrede selenyum bulunduğu tespit edilmiş. Gidip gördüm, Ballıdağ eteklerinde Tosya"nın Karadere mevkiinde petrol resmen yerden çıkıyor. Petrol var ancak çıkartılmıyor".
Konuyla yakından ilgilenen bir başka isim, CHP Kastamonu Milletvekili Mehmet Yıldırım. "Meclis"in şu telaşı geçsin, kesin kararlıyım, bu Küre dağlarındaki petrol meselesiyle ilgili bir önerge vereceğim" diyen Yıldırım, bu arada Petrol Mühendisleri Odası"yla irtibata geçmiş. Oda Başkanı Mete Topgüder"in yaptırdığı araştırmanın sonucunu, önümüzdeki günlerde ortak bir basın toplantısıyla kamuoyuna açıklayacaklar.
Maranki ve Yıldırım bölgeye gidip arama yapılan kuyuları görmüş, yöre halkıyla konuşmuşlar. Amerikalıların 1958"de TPAO ile işbirliği içinde yaptığı sondaj çalışmalarının 11 tanesi tespit edilebildi. Bu 11 kuyunun hepsi betonla kapatılmış. Yıldırım, "O zaman kuyuları açanlar yerli halka, "zengin oldunuz" demiş. Halk kuyulardan petrol çıktığını bizzat görmüş" diyor. Petrol çıkan kuyuların neden kapatılıp mühürlendiği konusu ise, biraz sonra değineceğimiz üzere, Yıldırım"ın ifadesiyle "kuşatılmışlıktan" gaflete kadar uzanan sebepler zincirinde saklı.
"Asfalt yapalım diye getirdik, tamamen yandı"
Küre silsilesinde petrol ve türevlerinin bulunduğuna dair yöre halkının birçok anısı ve gözlemi bulunuyor. Bunlardan biri, Tosyalı emekli zabıta memuru Hasan Mısırlı"ya ait. Mısırlı, Karadere köyünde dere yatağı boyunca akan yanıcı maddenin 1970"li yıllarda ilgilerini çektiğini ve zamanın belediye başkanının, bundan faydalanmak için kendisini görevlendirdiğini belirterek şöyle devam ediyor: "Dere boyunca yıllardır akan bu maddeyi yolda zift olarak kullanmak istiyorduk. Yükleyip getirdik. Sınamak için yaktık, geride hiçbir şey kalmamacasına tamamı yandı. Şaşkına döndük. O zaman çok uğraştık ama sesimizi kimse duymadı. Bu maddenin incelenmesi gerekir".
Sadece petrol değil...
Küre silsilesinin barındırdığı zenginlik sadece petrolle sınırlı değil. Prof. Maranki, uydu resimlerinde petrolün yanısıra Cide dağlarında cıva olması kuvvetle muhtemel belirtilerin görüldüğünü, ayrıca Ağlı-Azdavay-Daday-Tosya- Kurşunlu güzergahında altın, manganez ve linyit bulunduğunu, bunların da bölgenin değerini son derece artırdığını belirtiyor.
Yıldırım da bölgede daha başka madenlerin bulunduğundan bahsediyor: "Küre dağlarında dünyanın en zengin kobalt yatakları var. Bakır cevherlerinin içinde altın ve kobalt cevherleri çıkıyor ama biz bakır cevherini ham olarak içinde kobalt ve altın bulunduğu halde yok pahasına satıyoruz".
TPAO: "Bütçemiz sınırlı, arama yapamıyoruz"
Konuyla ilgili görüşlerine başvurduğumuz TPAO (Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığı) yetkilileri ise Boyabat, Soğuksu, Ekinveren yörelerinde 8 kuyu açtıklarını, ancak bunların hiçbirinde ekonomik bir keşif yapamadıklarını, sadece birinde gaz bulunduğunu belirtiyorlar.
Yetkililer, "TPAO"nun arama bütçesi onda bire düşürüldü. Bu da yeterli sayıda ve istediğimiz yerlerde kuyu açmamızı engelliyor. Bu bütçeyle ancak çok sınırlı aramalar yapabiliyoruz. Şu an için kuruluşun Küre"de bir çalışması yok. Şimdilerde daha ziyade Karadeniz"de denizel alanda Madison şirketiyle birlikte petrol araması yapıyoruz. Karadeniz"den oldukça umutluyuz" şeklinde konuşuyorlar.
Türkiye"nin en yetkin petrol mühendislerinden Necdet Pamir, TPAO"nun Ekinveren, Soğuksu, Boyabat yörelerinde petrol sızıntısı keşfettiğini belirterek, "Sızıntı varsa petrol mutlaka vardır" diyor.
Osmanlı"nın başına gelen, Türkiye"yi ürküttü
Türkiye"deki petrol arama ve çıkarma faaliyetlerinin geçmişine göz attığımızda, "art niyet" olarak isimlendirilebilecek bazı hallerin yanısıra, ilginç bir içe kapanma da hemen dikkati çekiyor. Cumhuriyet"in ilk yıllarında, daha önce özellikle yabancılara verilmiş birçok petrol arama/çıkarma izninin iptal edildiği görülüyor. Dahası 1940"lı yıllara kadar da petrolle ilgili bir kuruluşumuz yoktu.
1921"de Amerikan Raşyen Kumpanyası Anadolu"da petrol aramak için başvuruyor, TBMM barış imzalanmadan kabul edilmeyeceği yönünde karar çıkartıyor. Meclis 3 Kasım 1922"de, "Petrol, neft ve havagazı arama izninin kimseye verilmeyeceği" kararını çıkartıyor.
Fransız Emile Mayen"e verilen Van"ın Beşparmak ve Gürgün ilçelerindeki arama izni, Sinop Ekinveren köyündeki arama izni, Manisa Kozluca"daki Mehmet Bahri Bey"e verilen petrol işletme imtiyazı, Mardin Midyat"ta Ahmet Şakir Efendi"ye verilen neft ve zift araştırma ruhsatı... Bunlar ve daha birçok petrol arama/çıkarma izni 1924"te iptal ediliyor. Ertesi yıl, yani 1925"te ise Sinop Ekinveran, Gelibolu Gölcük, Eksamil, Gonoz, Mürselli, Tekirdağ Balatnoz deresi, Van Hareşit, Amik ve daha birçok bölgede daha ziyade yabancılara verilmiş petrol arama/çıkarma ruhsatları feshediliyor.
Genç Cumhuriyet"in bu "refleks" davranışında muhakkak ki, petrol yüzünden Osmanlı devletinin başına gelenler ve Batılılarca bu devletin zenginliklerinin nasıl talan edildiğinin iyi bilinmesi yatıyor. Ancak çok geçmeden Türkiye, çekirge ile mücadelede kullanılacak motorlara konulacak kadar bile petrol bulamayınca durum değişiyor. Hükümet, Urfa ve Mardin"i istila eden çekirgelere karşı kullanılacak araçlara konmak üzere "pazarlık" usulüyle petrol alınmasına karar veriyor. 1927"de, Türkiye dahilindeki bütün petrol yataklarının tespiti ve işletmesi hakkı İş Bankası"na veriliyor.
Petrolümüzü kim saklıyor?
Ülkemizde petrol olup olmadığı kadar tartışmalı, su götüren, "suyu çıkmış" bir başka konu bulmak zor. Türkiye"de petrol olduğunu iddia edenlerin de, olmadığını iddia edenlerin de kendine göre mantıklı gerekçeleri var. "Petrol yok"çular, bugüne kadar açılan 1000 küsur kuyudan sonuç alınamadığından hareketle, buna bilimsel bazı izahatler de ekleyerek cepheyi sağlamlaştırıyor. "Petrol var"cılar ise, daha ziyade arama yapılan yörelerdeki halkın şahit olduğu olayları, yurtdışında yazılmış yazıları, yabancı araştırmaların sonuçlarını gerekçe gösteriyor.
Petrol denizi üzerinde yüzdüğümüz doğruysa eğer, neden diğer bütün ülkelerde çıkartılmasına "izin verilen" petrol, bizim ülkemizde yerin altında tutuluyor? 1930"lardan bu yana petrol aramak için açtığımız 1000"in üzerindeki kuyuda, sadece Raman ve bir iki küçük hacimli kuyu haricinde hiç mi petrol izine rastlanmadı? Aranıp bulunamayan petrol, sınırın hemen öte tarafında niçin yer altından kendiliğinden çıkıyor? Yok eğer rastlanmadıysa, 1080 civarındaki arama sahası rastgele mi seçildi? Türkiye"nin, petrol varlığını ekonomik ve stratejik gücüne dahil etmesini kim engelliyor?
Mason-petrol ilişkisi...
Kastamonu yöresinde petrolün mevcut olduğu uydu fotoğraflarıyla anlaşılınca, zamanın Amerikan büyükelçisi Marc Grossman 1997"de bölgeye ilginç bir gezi gerçekleştirmiş. Gezinin detaylarını Prof. Maranki şöyle anlatıyor: "Grossman bu geziyi, uzun yıllar Türkiye"de petrolle ilgili kuruluşlarda en üst düzeylerde görev yapmış mason büyük üstadı Necdet Egeran"ı da yanına alarak yaptı. Gezinin tam da uyduların Küre"de petrol tespit ettiği zamana denk gelmesi çok manidar. Taşköprü ve Tosya civarlarını gezen büyükelçi, soru soran gazetecilere "Kastamonu etli ekmeği ve Taşköprü sarımsağı yemeye geldim" cevabını verdi. Grossman"ın Egeran"la loca bağlantısı var, ikisi de aynı mason locasına kayıtlı".
İskoç Riti"ne bağlı Bilgi Locası"na kayıtlı olan Enver Necdet Egeran, uzun süre en üst masonluk derecesi olan "büyük üstad" olarak Türkiye masonluğunu yönetti. Egeran"ın hayatında masonluk ne kadar önemliyse, petrol de o kadar önemli.
Maden Tetkik Arama"nın 1940 ila 1951 yılları arasında Jeoloji Şube Müdürlüğünü yapan Egeran, 1951"de MTA"da Petrol Dairesi"nin kurulmasıyla Petrol Dairesi Şube Müdürü olur. Egeran, 1953-56 arasında Petrol Dairesi Reis Muavini idi. Egeran daha sonra 1956"da, petrol devi Mobil"in Türkiye müdürü yapılır ve 1968"e kadar bu görevde kalır.
Egeran"ın Türkiye petrol tarihinde dikkat çekici bir yeri var. Yabancı şirketlerin Türkiye"de petrol aramasına izin veren Petrol Kanunu"nun çıkmasında en büyük pay Egeran"a ait. İlginç olan şu ki, ülkemizde Mobil tarafından kuyuların açılıp, petrol bulunmadığı gerekçesiyle betonla kapatılması daha ziyade Egeran"ın Mobil"in başında bulunduğu tarihlere denk geliyor. İlgili yöre halklarının, "Gözlerimizle gördük, petrol fışkırıyordu" diye hâlâ torunlarına anlattıkları kuyular bunlar.
Türkiye"deki masonların kendi üyelerine mahsus gizli olarak yayınladıkları "Şakul Gibi" adlı dergide Egeran hakkında oldukça çarpıcı bilgiler veriliyor. 1949"da Tekris Locası"na kaydolan Egeran, Mayıs 1950"de kalfa, aynı yılın ekim ayında üstad oldu. Ardından bilgi Locası"nı kurdu ve 1955"te Üstad-ı Muhterem, 1958"de Türkiye Büyük Locası"na Büyük Sekreter, 2 Mayıs 1965"te Pek Sayın Büyük Üstad seçildi.
Resmi bazı raporlarda Egeran"dan ve faaliyetlerinden bahsediliyor. Bu bahis öyle alışılmış ifadeler içermiyor. Bazı paragrafları birlikte okuyalım: ".. Yabancıların Türkiye"de petrol aramasına izin veren kanunun kabul edilmesinden sonra ülkemizde petrol arayan yabancı şirketlerin tamamı Yahudilere aittir. Görüldüğü gibi Necdet Egeran, Türkiye"de petrol aramaları yapan Yahudilerin türlü entrikalar çevirdiği bir dönemde, Türkiye"nin en aktif masonu olma özelliğini taşıyor. Aynı tarihlerde petrol çıkan kuyuları betonlayan Mobil"in genel müdürü olması da rastlantı değildir. Türkiye"nin petrol yönünden yıllarca dışarıya bağımlı kalması ve Ortadoğu"nun sayılı petrol üreticisi ülkelerinden biri olma şansını elde edememesinin sebebi, bu petrol kuyularının ileriki bir tarihte kullanmak üzere kapatılmasıdır. 1950"lerden beri Türkiye"deki petrol rezervleri ile ilgili kilit noktalarda görev yapmış olan Egeran ve Türk masonları, Siyonizm"in idealleri için tarihi bir hizmette bulunmuştur".
Türkiye"deki petrol faaliyetinin içinde bulunan masonlar, Egeran"la sınırlı değil. Değişik localara kayıtlı daha birçok mason, petrolle ilgili kuruluşların tepe noktalarında görev almış. Yıllar içinde petrolle ilgili çeşitli kuruluşlarda görev yapan masonlar var
CHP Kastamonu Milletvekili Mehmet Yıldırım, "Anlaşılıyor ki Türkiye kuşatılmış" dedikten sonra şöyle devam ediyor: "Bu kuşatmayı biz yaracağız ve kurtulacağız. Kuşatmayı yarmamız için TBMM"de AKP, CHP ayrımı yapmadan ulusal mutabakatı sağlamamız lazım. Yeraltında zengin madenlerimiz var ama kullanamıyoruz. Var mı dünyada bizim gibi başka ülke?".
Türkiye"nin güçlü bir ekonomi için petrole ihtiyacı var. Gerçekten var da çıkarılmıyor mu, yoksa bize Osmanlı"dan kalan "kuru" bir arazi mi, henüz belli değil ama petrol arama kuruluşlarımızın ödeneğini de artırarak, geçmişte kapatılan kuyuları yeniden ve öncelikle ele alabilir, yıllık açılan kuyu sayısını birkaç düzineden birkaç bine çıkarırsak, bizim de petrol zengini olmamamız için hiç sebep yok. Kaldı ki bu noktada Prof. Maranki, Sovyetler Birliği döneminde Sovyet Kozmik Stratejik Araştırmalar Merkezi"nin yaptığı bir tespiti aktarıyor: "Irak ve İran"da bulunan petrol yatakları her yıl çok belirgin şekilde Türkiye"ye doğru kayıyor".
Haber: http://www.maranki.com/262_Kure-Daglari-Petrol-Denizi-Uzerinde.html